|
Tweet | Tarih: 17-06-2026 22:12 |
Kudüs ve Mescid-i Aksâ Bilinci: Selâhaddin-i Eyyûbî’nin Emaneti ve Diyarbakırlı Kadınların Gül Yağı
Anti-Siyonizm Kongresi,
Tarih: 13.06.2026,
Yer: Deliller Hanı (Kervansaray), Sur / Diyarbakır
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Kıymetli hazirûnu saygı ve hürmetle selamlıyorum.
Peygamberler ve sahâbe şehri Diyarbakır’da, böylesine anlamlı bir programın tarihî Deliller Hanı’nda (Kervansaray) düzenlenmesi ayrıca büyük bir mana taşımaktadır. Burası, Osmanlı döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan hacca gidecek kafilelerin toplandığı, "delil" adı verilen rehberlerin hacıları bir araya getirerek önce Kudüs’e ve Mescid-i Aksâ’ya, ardından Medine-i Münevvere ve Mekke-i Mükerreme’ye ulaştırdığı önemli bir menzil ve bereket durağıydı.
Kıymetli hazirûn,
Kudüs ve Mescid-i Aksâ şuurunun güçlenmesine katkı sağlamak adına sizlerle tarihten iki önemli hatırayı paylaşmak istiyorum.
İlk hatıra, büyük İslâm kahramanı, adaleti, merhameti ve asil şahsiyetiyle hem İslâm dünyasında hem de Batı'da hayranlık uyandıran Sultan Selâhaddin-i Eyyûbî ile ilgilidir.
Selâhaddin-i Eyyûbî, Mi'rac mucizesinin yıl dönümüne denk gelen 27 Recep 583 (2 Ekim 1187) Cuma günü Kudüs'ü ve Mescid-i Aksâ'yı Haçlı işgalinden kurtardıktan sonra “El-Beyârık Seferleri” denilen çok anlamlı bir gelenek başlatmıştır. Nasıl ki hac mevsiminde Müslümanlar Arafat'ta bir araya geliyorsa, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların da belirli günlerde bayraklar ve meşaleler eşliğinde Kudüs'e yönelmelerini teşvik etmiştir.
Selâhaddin-i Eyyûbî'nin Kudüs siyaseti şu anlayış üzerine kuruluydu:
“Kudüs’ü fethetmek kadar, onu Müslümanlarla mamur kılmak da önemlidir.”
"El-Beyârık", bayraklar ve sancaklar anlamına gelmektedir. Bu seferlerin amacı; on binlerce Müslümanı Kudüs ve Mescid-i Aksâ'da buluşturmak, ümmetin evlatlarının gönüllerinde ilk kıble sevgisini diri tutmak, Mescid-i Aksâ'nın sürekli ibadet edenlerle dolmasını sağlamak ve aynı zamanda İslâm ümmetinin bu mukaddes mabede olan bağlılığını dosta da düşmana da göstermektir.
Bu gelenek tarih boyunca uzun yıllar devam etmiştir. Günümüzde de benzer uygulamalar Filistin'de sürdürülmektedir. Özellikle 2001 yılından itibaren Mescid-i Aksâ'yı boş bırakmamak, cemaat sayısını artırmak, Kudüs'teki Müslüman varlığını güçlendirmek, yerel ekonomiyi desteklemek ve Kudüs bilincini canlı tutmak amacıyla çeşitli şehirlerden ücretsiz ulaşım organizasyonları yapılmaktadır.
Bizler de İslâm âleminin fertleri olarak Mescid-i Aksâ'nın yalnızca bir ibadet mekânı değil, ümmetin ortak emaneti olduğuna inanıyoruz. Bu emaneti ibadetle, ilimle, ziyaretle ve sahiplenme bilinciyle yaşatmak; Selâhaddin-i Eyyûbî'nin başlattığı “El-Beyarık Seferleri” ruhunu diri tutmak hepimizin sorumluluğudur.
Kıymetli misafirler,
İkinci tarihî hatıra ise Selâhaddin-i Eyyûbî'ye Diyarbakır'da verilen gül yağı emanetidir.
Tarih boyunca Diyarbakır, gülü ve gül yağı ile meşhur olmuş bir şehirdir. Hatta kaynaklarda burası "gül şehri" olarak anılmıştır. Diyarbakır'da gül yetiştiriciliğinin geçmişi Asur dönemine kadar uzanmaktadır. Mezopotamya kil tabletlerine göre MÖ 2684-2630 yılları arasında Asur Kralı I. Sargon, Dicle'nin yukarı havzasına yaptığı bir seferden dönüşte beraberinde asma, incir ve gül fidanları götürmüştür.
Evliya Çelebi de Seyahatnâmesi'nde Diyarbakır'dan söz ederken Dicle'nin iki yakasının gül bahçeleriyle, reyhanlıklarla ve mesire yerleriyle dolu olduğunu; halkın yılın önemli bir kısmını bu bahçelerde geçirdiğini anlatır.
1183 yılı Mayıs ayında Diyarbakır'ı Yınal/İnaloğulları'ndan teslim alan Selâhaddin-i Eyyûbî'nin şehre geldiğini duyan Diyarbakırlı hanımlar, Sultan'la görüşmek isterler. Bu istek kabul edilir ve huzuruna çıkarlar.
Kadınlar şöyle derler:
“Sultanım! Bizde bir emanet vardır. Bu emaneti size teslim etsek ona hakkıyla sahip çıkar mısınız?”
Selâhaddin-i Eyyûbî:
“İnşaallah biz, emanete riayet edenlerdeniz.” diye cevap verir.
O dönemde gül bahçeleriyle meşhur olan, Kâbe'nin yıkanması için gül suyu gönderen ve gül yağı üretimiyle tanınan Diyarbakır'ın hanımları şöyle derler:
“Sultanım! Duyduk ki Kudüs’ü ve Mescid-i Aksâ’yı fethetmeye azmetmişsiniz. Haçlıların bir domuzu kesip kanıyla Mescid-i Aksâ’nın mihrabını kirlettiklerini işittik. Biz de kendi ellerimizle hazırladığımız bu gül yağını size emanet ediyoruz. Allah size fetih nasip ettiğinde, Mescid-i Aksâ’nın mihrabını bununla temizleyiniz.”
Merhum Mehmet Akif Ersoy'un ifadesiyle "Şark'ın en sevgili sultanı" olan Selâhaddin-i Eyyûbî, 88 yıllık Haçlı işgaline son vererek Kudüs'ü 2 Ekim 1187 Cuma günü özgürlüğüne kavuşturdu.
Tarihçilerin de ifade ettiği gibi, onun büyüklüğü yalnızca Kudüs'ü fethetmesinde değil, şehre girerken intikam duygusuna kapılmamasındadır. Çünkü gerçek zafer, düşmanı ezmek değil, insanlığı ayakta tutabilmektir.
Rivayete göre Selâhaddin-i Eyyûbî, dört yıl boyunca yanında taşıdığı bu emaneti unutmaz. Kudüs'ün fethinden sonra Diyarbakırlı kadınların kendisine teslim ettiği gül yağıyla Mescid-i Aksâ'nın mihrabını kendi elleriyle temizler ve emaneti yerine getirir. Ardından şu meşhur sözü söyler:
“Beni Mescid-i Aksâ’yı fethetmeye sevk eden iki büyük etken vardır: Biri Halepli marangozun yaptığı minber, diğeri ise Diyarbekirli kadınların bana emanet ettiği gül yağıdır.”
Aziz kardeşlerim,
5 Eylül 2017 tarihinde kıymetli hocamız Siraceddin Öztoprak ve bir grup arkadaşımızla Kudüs ve Mescid-i Aksâ'yı ziyaret etme imkânı bulduk. Ben de Diyarbakır'dan yanımda gül yağı götürmüştüm. Maksadım, cennetmekân Diyarbakırlı annelerimizin bu anlamlı hatırasını yaşatmaktı.
8 Eylül 2017 Cuma sabahı, Müslümanların ilk kıblesi, yeryüzünde inşa edilen ikinci mescit ve Harem-i şeriflerin üçüncüsü olan Mescid-i Aksâ'nın mihrabını, beşinci harem-i şerif Diyarbekir'den götürdüğümüz gül yağıyla, yeniden tam özgürlüğüne kavuşması niyazıyla kendi ellerimizle temizleme bahtiyarlığını yaşadık.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Mescid-i Aksâ'ya gidip namaz kılmayı tavsiye etmiş, buna güç yetiremeyenlerin ise oranın kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı göndermelerini tavsiye buyurmuştur.
İslâm'da temizlik imanın bir parçasıdır. Güzel koku ise temizliğin tamamlayıcısı ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mühim sünnetlerinden biridir. Güzel koku, melekleri celbetmesi, ibadetlerde huşûyu artırması ve insanlar arasında nezaket ve zarafeti güçlendirmesi sebebiyle teşvik edilmiştir.
Bizler Diyarbakır halkı olarak ve bütün Müslümanlar olarak, Mescid-i Aksâ ile olan manevî bağımızı diri tutmak, onun bakımına ve ihyasına katkı sunmak, Kudüs davasını nesilden nesile aktarmak zorundayız. Diyarbakırlı annelerimizin gül yağı emaneti, aslında ümmetin Mescid-i Aksâ'ya olan sadakatinin ve vefasının bir sembolüdür.
Rabbim bizleri Kudüs'ü unutmayan, Mescid-i Aksâ'nın davasını gönlünde taşıyan ve bu mukaddes emanete sahip çıkan bir nesil olmayı nasip eylesin.
Hepinizi saygı, sevgi ve hürmetle selamlıyor; Allah’ın rahmeti, bereketi ve selamının üzerinize olmasını diliyorum.
Abdulaziz Yatkın
Araştırmacı Yazar