|
Tweet |
İnsanlık tarihi, pek çok kez adaletin bir silah gibi kullanıldığına şahitlik etmiştir. Ancak bugün, Filistinli esirler üzerine kurgulanan "idam yasası", hukukun yalnızca bir kılıf, adaletin ise bir infaz aracına dönüştüğünün en acı vesikasıdır. Dört duvar arasında, zaten hürriyetinden mahrum bırakılmış insanların boynuna yağlı ilmek geçirmeyi yasalaştırmak, modern dünyanın utanç sayfalarına kör kurşunlarla, yağlı ilmeklerle, zulüm ve kanla atılmış bir imzadır.
Zulüm, hiçbir zaman bu kadar kurumsal, bu kadar soğukkanlı ve bu kadar "meşru" gösterilmeye çalışılmamıştır. Filistinli bir annenin, zindanlardaki evladının akıbetini beklerken döktüğü her damla gözyaşı, aslında tüm insanlığın üzerine sel gibi boşalan bir feryattır. Bu, sadece bir halkın cezalandırılması değil; yaşama hakkının, onurun ve uluslararası vicdanın idam edilmesidir.
Tarih, kimin zalim kimin mazlum olduğunu not düşerken asla tereddüt etmez. Geçmişte engizisyon zulmünden kaçan Yahudilere kucak açan, onları toplu katliamlardan kurtarıp emniyet içinde yaşatan Osmanlıların gösterdiği o eşsiz hoşgörü ve adalet ruhu, bugün aynı topraklarda yerini karanlık bir nefret sarmalına bırakmıştır. Ne acıdır ki, bir zamanlar sığınılacak bir liman olan bu topraklar, şimdi ev sahiplerine mezar edilmek istenmektedir.
İsrail’in bu hukuksuz hamlesi, sadece bir iç hukuk meselesi değildir. Bu, 1948’den beri süregelen işgalin, Deir Yassin katliamlarının, Sabra ve Şatilla’nın ruhunun bugünkü yansımasıdır. Gerçek şu ki, bölgedeki bu sistematik şiddet sarmalı bizlere tek bir gerçeği haykırmaktadır: İsrail, diplomasinin nazik dilinden veya kağıt üzerindeki kınamalardan değil, yalnızca ve yalnızca somut bir güçten ve kararlı bir iradeden anlamaktadır.
Zulme "Dur!" demek, sadece bir siyasi tercih değil, insan kalabilmenin asgari şartıdır. Zalimin elini tutmak, mazlumun ahını dindirmekten öte, adaletin terazisini korumak demektir.
Sessizlik, çoğu zaman zalimin en büyük müttefikidir. Eğer bugün bu idam kararlarına, bu hukuksuz infazlara karşı ses yükseltilmezse, yarın adaletten bahsedecek bir kürsü de kalmayacaktır.
Zalime dur demenin gerekliliği, sadece Filistinlilerin hayatını kurtarmak için değil, insanlık onurunun tamamen yitirilmesini önlemek içindir. Gücü hak sayan bir zihniyete karşı, hakkın en büyük güç olduğunu hatırlatmak, Müslümanlar olarak boynumuzun borcudur.
Sivil Toplum Kuruluşlarına Çağrımızdır
Şimdi Değilse Ne Zaman?
Dünyanın dört bir yanındaki sivil toplum kuruluşlarını, insan hakları örgütlerini ve vicdan sahibi her oluşumu, bu hukuk cinayetine karşı tek ses olmaya davet ediyoruz. Artık sadece kınama mesajları yayımlamanın, salon toplantılarında endişe dile getirmenin ötesine geçme vaktidir.
Sivil toplumun asıl gücü, adaletsizliğe karşı toplumsal bilinci diri tutmak ve karar vericileri harekete geçmeye zorlamaktır. Tüm STK’ları; bu idam yasasının durdurulması, esirlerin can güvenliğinin uluslararası koruma altına alınması ve Filistin halkına yönelik bu sistematik zulmün bitirilmesi için meydanlarda, uluslararası mahkemelerde ve diplomatik her platformda eş zamanlı bir direniş başlatmaya çağırıyoruz.
Unutulmamalıdır ki; zulüm karşısında tarafsız kalmak, zalimin yanında saf tutmaktır. İnsanlık onurunu kurtarmak için tüm dünyayı, bütün STK'ları, bütün vakıfları, bütün dernekleri, bütün siyasetçileri, bütün vatandaşlarımızı bu ateşi söndürmek için aktif rol almaya ve gerçek bir eylem birliği kurmaya davet ediyoruz.
Türkiye Vaizleri Platformu