|
Tweet |
Çeyrek asırdır kimi adamlar “böyle gitmez!” diyerek;
Demokrasi,
İnsan Hakları,
Özgürlük …gibi kavramların hayata bir değer katmak için yeterli olmadığını bas bas bağırarak söylüyordu, inanmıyorduk. İşte görüyorsunuz bu kavramlar ve bu kavramların arkasında duran kimselerin hepsi Gazze’de boğuldu, iki kuruşluk vicdanı olan artık bu kavramların arkasına saklanabilir mi?
Demokrasi, sözde çoğunluğa dayalı halk yönetimidir, diyorlar, ama halkın hangi hukuk normlarıyla yönetileceği konusunda ciddi engeller var. O engellere müdahale edilince hemen demokrasi elden gidiyor diye çığlık atıyorlar.
Mesela ülkemizde birkaç yılda bir halkın önüne sandık bırakılıyor, meclise vekil gönderiyoruz, git gel yapıyorlar ama ülkemize huzur ve selamet adına pek bir mesafe kat edilemiyor, vatandaşlarımız tanrı tanımaz, seküler bir hayatla paldır küldür yaşayarak bir bir cehenneme doğru yuvarlanıyor.
Meclis dese ki “gelin hayata değer katan bir anayasa yapalım, siyasiler boş meseleler üzerine kem küm yapmasınlar”, birileri diyor ki “orada dur!”
Mesela hep merak ediyorum, Anayasamız 23 Nisan 1920’de dualarla açılan ve “onların işleri aralarında istişare iledir” ayeti kerimenin atmosferinde faaliyet gösteren meclisin ruhu ile barışık, İstiklal Marşının özüne bağlı, Veda hutbesiyle neden uyumlu olmasın? Buna hangi güç, ne hakla karşı çıkıyor diye sorsam ehli vicdan biri bana ne cevap verebilir? Bu sıkıntıyı çıkaran Çanakkale’de bizimle savaşan düşmanın sinsi piyonlarıdır desem haksız mıyım?
İnsan Hakları denen kavram bir Müslüman’ı diniyle, değerleriyle tanımayan bir hak paketi, kuru bir insan olarak hakkın nedir? onu ele alıyor, desen ki; “ben Müslüman’ım, bu münasebetle bana haksızlık yapılıyor”, karşındaki diyor ki; “o değerler bizi bağlamaz, o senin sorunudur.”
Özgürlüğe gelince istediğin kadar Allah’a isyan et diyorlar, hatta küfür dahi edebilirsiniz, kimsenin sana bir şey demeye hakkı yoktur, hele ki belden aşağı özgürlük sınırsızdır heteronun her türlüsü serbest, ayrıca homoseksvellik için de arkanızdayız diyorlar ama yeter ki nikahı karıştırmayın! O zaman bir yolunu bulur sizi ayırırız haberiniz olsun, çünkü sadık evli çiftler işlerine yaramıyormuş.
Bütün samimiyetimle perde arkasını ve önünü ele alıp, hakkını verdiğim bu kavramlardan hala bir Müslüman hayır bekliyorsa demek ki basireti kapalıdır.
Bir de bu değerleri insanlığa yutturmak ve korumak için Birleşmiş Milletleri kurmuşlar, NATO denen belalı bir oluşum var, AİHM denen dandik bir mahkeme var, ara sıra göreceli adil kararlar da veriyor olsa da.
Lahey Adalet Divanı var, daha özel bir mahkeme devletler oraya şikayet edilebiliyor, ama o da boş bir mahkeme, işte görüyorsunuz güya İsrail hükümeti yaptığı zulüm münasebetiyle Adalet Divanına şikayet edilmiş bakalım Divan ne ceza verecek? Netanyahu ve Hükümetini kurşundan geçirecek mi? Hiç inanmam.
Divan İlahi Öğretiyi tanımadığı için böyle bir ceza bile veremez, çünkü adamlar idama karşıdırlar, nedir ki Allah “kısasa kısas” demiş, kısacası dünya yaşanmaz hale gelmiş, ilahi adalet arıyor, ama yol gösteren yok, rol model olan kimse yok. Zenginleşen insanlık tuğyanda sınır tanımıyor.
Hele Şu NATO’ya bakın Allah aşkına bir yere huzur getirdiğini söyleyebilen var mı? Sadece silah sanayisine hizmet ediyor o kadar.
Olmuyor olmuyor!
Gazze bir turnusol kağıdı oldu, kimin tarafı nedir? Kilosu kaç para eder? Ne derece insandır? Olduğu gibi ortaya koyuyor.
Başta Türkiye olmak üzere halkı Müslüman olan devletlerin bu haksızlık karşısında bir plan projesi yoksa, şu anda olduğu gibi bu zulmü aval aval izlemeyi tercih ediyorlarsa yakında kendileri büyük bir bela bekliyor kanaatimce, bilmelerinde fayda var.
Öyle sözle olmaz, kuru sıkı tabancadan düşman korkmaz. Düşman diyorum evet çünkü İsrail insanlık düşmandır ve ne yazık ki 8 Milyar insanlık da uzaktan bu zalimin zulmünü izliyor.
Vah ki ne vah!
Eyüphan Kaya