beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...



ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi


facebook-paylas
Güncelleme: 28-02-2026 14:13:46 Tarih: 28-02-2026 14:06

ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi

Son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan her gerilim, kaçınılmaz biçimde üç aktörü aynı cümlede buluşturuyor: Amerika Birleşik Devletleri, İran ve İsrail. Bu üçgenin etrafında ise devlet dışı silahlı yapılar, mezhep gerilimleri ve medya üzerinden yürütülen algı savaşları yer alıyor.
      Bize göre ABD’nin asıl hedefi doğrudan İran’ı ortadan kaldırmak değil; İran’ın bölgedeki vekil unsurlarını ve bu unsurların sebep olduğu mezhep temelli çatışmaları kullanarak daha büyük bir stratejik denge kurmaktır. Bu iddiaya göre, özellikle Sünni toplumların yaşadığı acıların uluslararası medyada belirli biçimde çerçevelenmesi, Müslüman dünyada caydırıcı ve bağımsız bir güç oluşmasını engelleyen psikolojik bir zemin üretmektedir.
      Modern jeopolitikte “vekâlet savaşı”, büyük güçlerin doğrudan çatışmaya girmeden bölgesel aktörler üzerinden mücadele yürütmesidir. Soğuk Savaş’tan bu yana ABD de, İran da bu yöntemi kullanmıştır. 
     Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi coğrafyalarda farklı silahlı gruplar üzerinden yürütülen mücadeleler, çoğu zaman yerel dinamiklerden daha fazla küresel stratejilerle ilişkilidir.
      Bu noktada İran’ın desteklediği Şii milis yapılar ile bazı Sünni silahlı gruplar arasındaki çatışmalar, yalnızca mezhebi değil; aynı zamanda jeopolitik nüfuz mücadelesinin uzantısıdır. Ancak çatışmaların mezhep diliyle sunulması, Müslüman toplumlar arasındaki güven duvarlarını zedelemekte; ortak bir savunma ve dayanışma bilincinin oluşmasını zorlaştırmaktadır.
     Algı yönetimi, çağımızın en güçlü silahlarından biridir. Hangi katliamın, hangi trajedinin, hangi görüntü eşliğinde ve hangi başlıkla servis edildiği; küresel kamuoyunun yönünü tayin eder. Mezhep vurgusunun öne çıkarılması, Müslüman dünyada iç kırılmaları derinleştirirken, dış müdahaleleri “dengeleyici” veya “zorunlu” gösterme imkânı da sunar.
     Bu perspektife göre, Müslüman toplumların kendi içinde sürekli bir kriz hâlinde gösterilmesi, “caydırıcı bir İslam gücü” fikrini zayıflatır. Çünkü caydırıcılık yalnızca askerî kapasiteyle değil; meşruiyet, birlik ve moral üstünlükle mümkündür. İç bölünmüşlük görüntüsü, bu üç unsuru da aşındırır.
**
İsrail’in Güvenlik Paradigması
Ortadoğu’daki her güç dengesi tartışmasında İsrail’in güvenliği temel parametrelerden biridir. İsrail’in resmî güvenlik doktrini, çevresinde kendisine denk ya da üstün bir askerî blok oluşmaması üzerine kuruludur. Bölgesel güçlerin birbirleriyle meşgul olması, İsrail açısından stratejik rahatlık üretir.
     Bu çerçevede biz, ABD’nin bölgesel politikalarının nihai olarak İsrail’in uzun vadeli güvenliğini tahkim etmeyi hedeflediğini savunuyoruz. İran’la doğrudan topyekûn bir savaş yerine, kontrollü gerilim ve vekil çatışmalar üzerinden yürütülen denge siyaseti; hem bölgesel aktörleri yıpratır hem de büyük çaplı bir birleşik cephe oluşmasını engeller.
Hedef bir ülkenin birliğini yok etmek değil, İslam âleminde caydırıcı güce sahip olmasını engellemektir, yoksa mübalağalı algılarla halkın refahı ve sünni katliamı değil kanaatındayım.
     Caydırıcılık, askerî güç, ekonomik dayanıklılık, teknolojik kapasite, siyasi birlik, ahlâkî meşruiyet gibi unsurların toplamıdır. 
     Müslüman Dünya'da en zayıf halka çoğu zaman siyasi birlik ve ortak stratejik vizyon olmuştur hep. Mezhep gerilimleri ve iç rekabetler, caydırıcılığın önündeki en büyük engeldir.
     Bölgedeki her güç, kendi çıkarını maksimize etmeye çalışır. ABD kendi küresel liderliğini, İran bölgesel nüfuzunu, İsrail güvenliğini, diğer aktörler ise varlığını korumayı hedefler. Bu satrançta kaybeden çoğu zaman halklar ve ümmet olur.
     Eğer gerçekten caydırıcı bir güçten söz edilecekse, bunun yolu başkalarının stratejilerini tartışmaktan önce, iç birliği, adaleti ve sahici dayanışmayı inşa etmekten geçer. Mezhep merkezli dil yerine ümmet bilincini; öfke yerine hikmeti; dağınıklık yerine kurumsal aklı öne çıkaran bir yaklaşım olmadan, dış politikayı yalnızca dış aktörlere bağlamak eksik kalacaktır.
Asıl soru şu: Bölgesel krizleri yalnızca “kimin oyunu?” diye mi okuyacağız, yoksa “biz neyi eksik yaptık?” diye de soracak mıyuz?
     Caydırıcılık, önce zihinde başlar.

Haber - Analiz: Mehmet Nuri Bingöl 




Kaynak: Mehmet Nuri Bingil

Editör: Abdülkerim Kızıltoprak

Bu haber 21 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER DÜNYA Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI